8 Temmuz 2015 Çarşamba

Quentin Tarantino nun Sineması

öncelikle tarantino filmlerinden bahsedelim. kendisine yapılan en büyük eleştiriler genellikle şunlar;

1. klişe olmaları
2. şiddet unsurunun zorlanması
3. fetiş unsurunun zoraki kullanması
4. senaryonun aslında belirli bir şeyi anlatmıyor oluşu

tarantino filmlerinde, iyi veya kötü karakterler olmaz. tüm karakterler gridir. bazıları daha açık gri, bazıları daha koyu giri. bu açıdan, gerçek hayata yaklaşır senarist. çünkü gerçek hayatta evrenin koruyucusu askerler ile mutlak ve sadist güdülü kötüler yoktur. herkes varolan koşullar tarafından eylemlerine karar verir. kaldı ki bu mevzu daha derin bir mevzu; spinoza ya göre aslında kötü, kötü olmak için mutlak iradeye bağlı iken marksizme göre sosyo-ekonomik durumlar insan davranışları şekillenir. vs vs

ne oldu? bir anda seviye gereksiz yükseldi ve sıkıldık. işte tarantino böyle büyük bir cevap peşinde koşmuyor. filmlerinde, karakterlerin bir biricikleri oluyor;
bu pulp fiction da, bir yaşam veyahut çantanın içindeki gizemli obje; reservoir dogs da yaşam veyahut para; death proof da yaşam veyahut hedonist haz; kill bill de yaşam veyahut intikam; inglourious basterds da yaşam veyahut bedel; jackie brown da yaşam veyahut para; django unchained da gene sözkonusu yaşam veyahut kendini gerçekleştirme durumu hatta intikam.

fakat ne olursa olsun, tek bir biricikten de bahsedemiyoruz. antagonist bir yaklaşımla, daha koyu griler bir şeye; daha açık griler başka bir şeyin peşinde oluyor. gerçek bir obje veyahut menfaate eşlik eden şey ise yaşamak, varolmak, hayatın kendisi. yani her türlü şekilde, dünyevi objenin karşısında bir ölüm oluyor. tarantino nun senaryo denklemi böyle işliyor işte. bu teknikle beraber de hayatın kendisine daha çok yaklaşıyor. ele aldığı karakterler "pis" tipler olduğu için, esprili anlatım içerisinde hiç kimsenin kendi başına gelmesini istemeyeceği olaylar dönüyor. bu da pis tiplerin, pis çevresinden dolayı oluyor tabi ki.

tüm bunların yanında, tarantino filmleri her zaman seyircinin vicdanını da serinleten eserlerdir. genellikle tanrı rolüne soyunur; karakterlerin dualarını dinler (bkz: death proof) (bkz: inglourious basterds) ve sonunda onlara adelet için gerekeni verir. böylece söz konusu daha açık griler, eninde sonunda kazanır. hatta doyuma ulaşmak adına abartıya bile başvurabilirler. (gene death proof ve inglourious basterds)

bu açıdan tarantino filmleri klişe sonlara sahiptir. fakat klişe ile kült birine son derece yakın şeylerdir. buraya birazdan döneceğiz.

taratino, işin eğitimlisi değil alaylısı. 3. amerikan filmlerini izleyerek öğrenmiş yönetmen olmayı. bu işin doğrudan içerisinde. amerikan durum komedisinin zarar ziyan akıl tutulmalarını da; pornonun absürd yönünü de; hatta absürd eserlerin sınır tanımamazlığını yaşararak öğrenmiş.

filmlerinde, şiddet unsurunu son derece ustalıkla kullanıyor. bir kere; saw gibi korku yaratmak; sujenin bilinç altına oynamak için değil, vuruculuğu arttırmak üzere şiddetin dozajını arttırıyor. reservoir dogs da bir adamdan bir galon kan akıtmak, bir adamdan ise kulak almak; hatta death proof da akla hayale gelmeyecek manyaklıkta araba kazası çekmek bir tür pornodur. asıl mesele de bu. porno aslında izlediğimiz gibi, salt çıplaklık veya sevişme sahneleri ile olmaz. porno; suistimalin sözkonusu olduğu yerde ortaya çıkar. çıplaklıktan tahrik olmayız; iki kişinin sevişmesinden tahrik olmayız. bunlar zaten bildiğimiz ve bize ait kavramlar. bunlardan herhangi bir şekilde tahrik olmak için ciddi derecede sıkıntılı bir tip olmak gerekir. ama işin içerisine suistimal girerse, karakterler espriyi kaçırıp; olayın boyutunu değiştirirse işte bu pornoya girer ve "uyarıcı" görevi görür. tarantino nun şiddet ve fetiş objelerini kullanma amacı da bu. pornoya bir eleştiri getirmek; abartı konsept ile izleyiciyi rahatsız etmek, hatta izleyici bu absürd ilerleyiş içerisinde söz konusu sahneleri normal karşıladığı için bir çeşit protest tutum sergilemek. işte buna absürd konstrast diyoruz.

bunlarla beraber; tarantino sinematografik tüm değerlerle dalga geçmeyi de seviyor. bütün sanatsal kaygıları yerle bir ediyor; karakterler aniden ölüyor veyahut aniden tecavüze uğrayabiliyor (bkz: pulp fiction). ana karakter denilen olgudan eksik olarak sahte kahramanla izleyicinin dikkati senaryonun üstüne yoğunlaştırılıyor (bkz: django unchanied) (bkz: inglourious basterds) (bkz: pulp fiction) (bkz: death proof) 

yukarıdaki paragrafla beraber; anlatılmak istenilen bir şey yok gibi aslında. filmlerinde bol dialog kullanıyor; kadın erkek farketmeksizin soluk olmayan, varlığını hissedebileceğiniz derinliği olan karakterler yaratıyor. hatta kendine has bir tarantino evreni bile oluşturmaya çalışıyor; (bkz: pulp fiction) ve (bkz: kill bill)

gelgelelim; neden klişe değil de, kült sonlara sahip olduğuna. yukarıda bahsettiğim gibi tarantino izleyeni pek önemsemiyor aslında. zevk alabileceği bir işin peşinden koşturuyor. yahu kim filmde kendini dinamitle patlatır ki? (bkz: django unchained) bu açıdan kült. vereceği mesajı filmin sonuna, ilkokul 5 kompozisyonları gibi koymuyor. filmin içerisine; sahnelere, planlara, dialoglara gömüyor. zaten öyle büyük mesajları da yok. bir şeyleri parmağının ucuyla gösterip, hadi bakalım gerisi size kalmış adamı tarantino. kendisi musevi olmamasına rağmen, hitleri psikopatça taratan ve kendisi asla afro-amerikan zulmü görmemesine rağmen beyazların evini bombalatan bir adam. buradan bile aslında ne kadar net bir şekilde bağımsız kaldığını anlayabiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder