8 Temmuz 2015 Çarşamba

Shakespeare in Macbeth i ve "İlahi Şiddet"

Shakespeare in yarattığı Macbeth; güç ve ihtiras yolunda barış ortamını bozarak, bir cinayet işler;
daha sonra da vaziyetini kuvvetlendirmek adına bu cinayetlerine devam eder. Komplo büyüdükçe, vicdani problemler de başgösterir. Fakat Shakespeare in yarattığı trajedilerin genel bakışında 2 unsur göze çarpar; 1. erkeği tetikleyecek olan kadın faktörü 2. cinayet.

"Yerin bütün toprağıyla örtülse de, cinayet ortaya çıkar" diyen Shakespeare, Macbeth karakterini; en başında sağdık ve başarılı bir asker olarak tasvir eder. Daha sonra cadılar ile karşılaşır ve aklı bulanır. Yanında ise gene yakın dostu Banquo bulunmaktadır. Bu perspektifden bakıldığında, "erken" müjdeyi Macbeth üstlenir, eşine bir mektup yazar. Daha sonra Lady Macbeth kocasının yumuşak başlılığından şüphe ettiği için komployu hazırlar, eşini de bu yola iter.

Shakespeare in gerçek tarihten alıntıladığı Macbeth ise, gene başarılı ve etkili bir kumandan iken, krala darbe yaparak barış ortamını ortadan kaldırır; bundan sonra baskıcı ve faşist bir yönetim getirir. İskoçya topraklarında kan hiçbir zaman durmaz. Kurgusal Macbeth ise "uykuyu öldürerek", gene ülkedeki tüm huzur ortamını bozar.

Her durumda dış etkenleri farketmeksizin Macbeth, İskoçya daki bütünlük ve barışı tehdit altına atar, faşizan darbe ile başa gelir. Temel motivasyonu ise güç istencidir. Bencil, tehditkar ve ölüm ile içiçe olmaktan korkmaz.

Bununla beraber Walter Benjamin e göre iki tür şiddet vardır; mitik şiddet ve ilahi şiddet. Mitik şiddet hem yükümlülük hem de kefaret getirir, ilahi şiddet ise kefareti ortadan kaldırır. Mitik şiddet tehdit eder ya da yasanın tehdit altında olduğu iddiasıyla yasayı askıya alır. Oysa ilahi şiddet, vurucudur ve anlıktır. Mitik şiddet kurban ister ve kan akıtır. İlahi şiddet ise sonuçları itibariyle öldürücü ve yıkıcı olabilir; ama kefaret ödetmediği gibi kan da talep etmez.

Macbeth, tıpkı Sezar örneğinde olduğu gibi; belirli bir motivasyon unsuru çerçevesinde şiddet eylemini başlatır. Önce kral öldürülür, daha sonra yakın dostları, kralın akrabaları. Bununla beraber yapılan tüm cinayetler kefaret getirir. Baskıcı ortamın süregelmesi için barış ortamı ortadan kaldırılır, politik olarak diğer ülkeler ile ilişkiler gerilir ve toplumun "muhtaç" duruma düşmesi için dinamikler ortadan kaldırılır. Süregeldiği için, belirli bir "dönem" boyunca etki bırakır.

Shakespeare in trajedilerinde tüm cinayetler açığa çıktığı gibi, kefaret de ödenir. Çünkü onun edebiyatında yarattığı "durumlar" hayatın sonsuz akıntısından çıkarttığı bir fotoğraflık bölümlerdir. İskoçya da barış vardır; Macbeth barışı bozar ve İskoçya ya barış tekrar gelir. Bununla beraber, hikaye boyunca okuyucu şaşırtmak için "kehanetler" de görev yapar.

Fakat kehanetler, aslında bir "kara edebiyat" unsuru da sunuyor. Çünkü, bir tetikleyici görevi gören kehanetler, insana gündelik yaşamda istediklerinin söylenmesini, motive unsurlarının desteklenmesini ve "inandırılmak" istemesinin simgesi olarak yer alıyor. Macbeth, kral olacağını öğrendiğinde bunun gerçekliği daha derin sorgulamak yerine eşine "müjdeliyor". Bununla da kalmıyor; Dunsinane şatosunda gerçekleşecek ölüm-kalım ve "ilahi şiddet" sahnesinde, kehanetler onun "ölümsüz" olduğunu söylüyor. Shakespeare umutsuzluk durumundaki trajediyi, "insanın inanmak istemesine" bağlıyor.

Hikayede tetikleyici gören kehanetler ise "ilahi şiddetin" anlık ve kesin sonuç getiren darbesine karşı koyamıyorlar. Hatta bütün hikaye dinamikleri, kefaretin ödenmesi yönünde çalışıyor. Sonuç itibariyle Macbeth in yarattığı "korku imparatorluğu" legalize edilmiş bir şiddet ile son buluyor.

"Öfke, her ne kadar insanın en gözle görülür şiddet patlamaları yaşamasına neden olsa da önceden belirlenmiş, şiddeti araç olarak gören bir amaçla ilişkili değildir. Öfkeli bir şiddet bir araç değil, manifestodur. Şiddetin eleştiriye tabi kılınabildiği, tamamıyla nesnel bir tezahür etme hali mevcuttur burada. Bu tür nesnel tezahürler en anlamlı biçimde, öncelikle mitlerde görülmektedir." Walter Benjamin, Şiddetin Eleştirisi Üzerine

Bu açıdan bakıldığında; Robespierre den beri gerçekleşen kent ayaklanmaları liberal ahlakın tanımlamaktan kaçınacağı eylemler bütünüdür. "Çünkü benzersiz etkileri olmadığı sürece, ilahi şiddet değil, sadece mitik şiddet kesin olarak tanınabilir olacaktır. Zira şiddetin kefaret ödeten gücü insanlar tarafından algılanabilir nitelikte değildir." Walter Benjamin, Şiddetin Eleştirisi Üzerine

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder