13 Ağustos 2015 Perşembe

Kurguyu Yerle Bir Eden Anlatım: Self-Reflexive Filmler

Self-Reflexive ya da Türkçe ifade ile, "özdönüşümsel" anlatımlar kurgunun yarattığı "dördüncü duvarı" yıkmak adına "kendi"ye göndermede bulunma, "kendi"yi referans gösterme yoluyla gerçekçiliği sorgulama yöntemidir. Aslında tiyatro kökenli olan "dördüncü duvar" kavramı en basit haliyle, izleyiciler ile sahnedeki oyunun arasındaki "düş" halidir. Sahnedeki oyuncular, belirli bir kurguya bağlı kalarak gerçekçilik sağlamayı hedeflerler.

Tiyatroda; absürd akım içerisinde bu kurgu yıkılır, izleyiciye sık sık bunun oyun olduğu hatırlatılır. Bununla beraber "dördüncü duvar"ın varlığı post-modernizm içerisinde de tartışmalıdır; dram veya güldürü anlatımında bu dördündü duvar, farklı bir anlatım sergilemek adına manipüle edilebilir. Çünkü post-modernizmin içerisinde bulunan "kurgu" kavramı, aynı zamanda "rölatif" anlamına da gelmektedir.

Sinema da ise bizleri self-reflexive kavramı karşılamakta. Kurgu içerisinde, filmin kendini referans göstermesi ya da kendine göndermelerde bulunması gibi teknikleri mevcutken, aynı zamanda oyuncuların doğrudan kameraya konuşması, çekim ve montajın bilerek gösterilmesi gibi daha net halleri de mevcuttur.

1. Sinema dünyası hakkında çekilen filmler

Bu tür, filmin içerisinde film çekim teknikleri anlatması ile "kendine gönderme" yapmaktadır. Ya da Annie Hall gibi, doğrudan kameraya konuşup, kurguyu yıkmak gibi teknikleri de barındırır.

Federico Fellini “8½” (1963), Spike Joneze “Adaptation” (2002), Charlie Kaufman “Synecdoche, New York” (2008), Jean-Luc Godard “Le mépris” (1963, “Contempt” İngilizcesi), Joel Coen ve Ethan Coen “Barton Fink” (1991), Billy Wilder “Sunset Blvd.” (1950), Robert Altman “The Player” (1992), Nicolas Winding Refn “Drive” (2011), David Lynch “Mulholland Drive” (2001), Tom DiCillo “Living in Oblivion” (1995), Woody Allen “Crimes and Misdemeanors” (1989), “Hollywood Ending” (2002) ve “Annie Hall” (1977), Richard Attenborough “Chaplin” (1992), Frank Darabont “Majestic” (2001), Martin McDonagh “Seven Psychopaths” (2012), Atom Egoyan “Ararat” (2002), Giuseppe Tornatore “L’uomo delle stelle” (1995, “The Star Maker” İngilizcesi) ve “Nuovo Cinema Paradiso” (1988, “Cinema Paradiso” İngilizcesi) ve David Mamet “State and Main” (2000).

Annie Hall
2. Geleneksel sistem ile dalga geçen filmler

Bu tür içerisinde, sinema gelenekleriyle dalga geçilen filmler yer almakta. Tarantino nun filmlerinde kötülerin kazanması veyahut başrolün aniden ölmesi gibi.

Mel Brooks “Blazing Saddles” (1974), Tom McGrath “MegaMind” (2010), Edgar Wright “Hot Fuzz” (2007), Jim Abrahams, David Zucker ve Jerry Zucker “Airplane!” (1980), Martin McDonagh “Seven Psychopaths” (2012), Quentin Tarantino “Reservoir Dogs” (1992), “Pulp Fiction” (1994) ve Wes Craven “Scream” (1996)

Pulp Fiction
3. Sahte kahraman veya "hikaye anlatıcı"

Bu iki şekle ayrılmakta; ya bir sahte kahramanın başkalarının başından geçen hikayeleri anlattığı teknik ya da doğrudan kahramanın kendi hikayesini anlattığı teknik. Her iki durumda da hikayenin yapaylığı referans gösterilir. Anlatıcının içinde yer aldığı kurgu içerisinde, tekrar bir kurgu kurulur.

David Fincher “Fight Club” (1999), Joel Coen ve Ethan Coen “The Man Who Wasn`t There” (2001), Martin Scorsese “Taxi Driver” (1976), “Casino” (1995) ve “Goodfellas” (1990), "Stanley Kubrick “A Clockwork Orange” (1971), George Cloony “Confessions of A Dangerous Mind” (2002) ve Jason Reitman “Thank You for Smoking” (2005)

Taxi Driver
4. Oyuncunun geçmişine yapılan gönderme

Bir diğer zekice olan yöntem ise, filmde yer alan oyuncuların; başka filmlerdeki rollerine yaptıkları göndermelerdir.

Quentin Tarantino “Pulp Fiction” (1994) ve Guy Ritchie`s “Snatch” (2000)

Pulp Fiction da, John Travolta ın Uma Thurman ile yaptığı dans aslında "Saturday Night Fever" ve "Grease" filmlerindeki karakterlerine göndermedir. Snatch filminde ise, Brad Pitt in sokak dövüşçüsü karakteri, "Fight Club" daki "Tyrel Durden" referansıdır.

Snatch
5. Sinema teknikleriyle verilen referanslar

İzleyiciye bunu bir kurgu olduğunu belli eden referanslar sunan bir teknik. Soundtack in aslında yandaki adam tarafından çalınıyor oluşu; kameranın açısı değişince aniden onu görmemiz gibi.

Woody Allen “Bananas” (1971), Allen dolabı açınca soundtack i çalan adamı görmekte. Mike Nichols “The Graduate” (1967), Dustin Hoffman, Mrs. Robinson ın bacakları arasıda tuzağa düşmekte. Bernardo Bertolucci “Il Conformista” (1970, “The Conformist” İngilizcesi) ana karakter Marcello Clerici, "normal hayatı" yönetemediği için, kamerada bozuk bir perspektifle yer almakta. Joel Coen ve Ethan Coen`s “The Man Who Wasn`t There” (2001), Birdy, piano da sahnenin soundtack ini çalmakta.

Bananas
Her ne kadar biz "ana hatlarıyla" kategoriler belirlesek de, bu uçsuz bucaksız sinema dünyası içerisinde mümkün değil tabi ki. Kaldı ki, "Birdman" gibi; (kurguyu anlatan, geleneklerle dalga geçen ve oyuncuların kendi geçmişlerine gönderme yapan) birden fazla yöntemi kullanan filmler de mevcut. Bu da tekniğin aslında ne kadar yatarıcı olduğunu gözler önüne sürüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder