29 Haziran 2019 Cumartesi

Zincir vurulmuş tarih: Passage Oriental

Anıtlarınıza iyi bakınız, o zaman restorasyona gerek kalmayacaktır. Zamanında çatıya konulan birkaç kurşun levhası, yağmur oluklarından zamanında alınan birkaç dal ve yaprak, hem çatıyı, hem de duvarları hasardan kurtaracaktır.
John Ruskin

Beyoğlu’ndaki birçok yapı gibi, yıllarca hukuk mücadelelerinde bulunmuş bu yapı, 1840’da “Passage Oriental” olarak açılmış, fakat Türkler tarafından “Şark Aynalı Pasajı” olarak anılmış. İstiklal Caddesi’ni Asmalımescit’e bağlayan bu pasaj, onlarca dükkanlık bir kapasiteye sahip. Tarihinde ev sahipliği yaptığı dükkanlardan bazıları dönemin ünlü kitapçısı Koehler Kardeşler, Mandus Matbaası, Kuaför Kristich, Terzi Mulieri, Polonez Şarküteri, İplikçi Kalagas gibi dönemin ünlü mağazalarıymış. Yapının kültür-sanat açısından öneminin ise, yapının Pera Salonu’nun 1901 yılında, Alexander Vallaury’nin yönetiminde İstanbul’un ilk resim-heykel sergisine ev sahipliği yapmasından ileri geldiği söylenebilir. 1916’ya kadar devam eden bu sergi süreci, 1916’da Galatasaray Lisesi’ne devredilmiş ve 1952’ye kadar devam etmiş.

Passage Oriental’in tanınmasına asıl öncülük eden ise, ön cephesindeki küçücük bir dükkanmış aslında. Pasajın açılışından bir süre sonra bu küçük dükkan, Lebon Pastanesi (veya Şekerci Lebon) adıyla hayat bulmuş. Sahibi Eduard Lebon’un Avrupa’dan getirttiği özel pasta fırınında yapılan pastalarla, profiterollerle ve bunun yanı sıra iç mekan tasarımı ile ünlenen* bu pastane, Orient Ekspres ile Avrupa’dan gelen sayılı zenginleri ağırlamış. Hatta Ahmet Haşim, Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi, Pierre Loti gibi büyük isimlere de açmış kapısını. Beyoğlu’nda takım elbiseyle gezilen döneme tekabül eden tarihlerde bu pastaneye gelmek isteyenler için, pastanenin yanında bir şapka kiralama dükkanı bile mevcutmuş. Kalitesi ve lüks duruşuyla bilinen bu mekan, “chez Lebon, tout est bon” (Lebon'da her şey iyidir) diye anılırmış. Her şeyiyle dört dörtlük olan bu pastane, 1920’lerde iç mekan tasarımında değişiklik yapmak adına,** Fransa’dan Art-Nouveau tarzında fayans panolar getirtmiş -bu panoların tedarikçisinin de Pera’nın ünlü züccaciyesi Decugis olduğu söylenir-. Aslen dört mevsimi temsil eden bu panolardan, kış mevsimi temsil eden pano gelene kadar kırılmış, yaz panosu ise daha sonradan sökülerek yerine bir ayna takılmış. 1940 senesine gelindiğinde Lebon Pastanesi caddenin karşısına taşınınca, bu pastanenin yerine Avedis Ohanyan Çakır tarafından Markiz Pastanesi açılmış. Çakır, Paris’te bulunan Marquise de Sevigne çikolatacısının kalitesinde ürün sunmayı hedeflediğinden, pastaneye Marquise (Markiz) ismini vermiş. Markiz Pastanesi de Lebon Pastanesi gibi, önemli ve önde gelen isimleri ağırlayan bir mekan olmuş; Haldun Dormen, Gülriz Sururi, Abidin Dino, Atilla İlhan gibi birçok sanatçı tarafından ilgi görmüş. Öyle ki gösterilen bu ilgide kaliteli ürünlerin yanı sıra, mimari düzenlemenin de çok büyük payı varmış.






1970’li yıllara gelindiğinde, Markiz’in de bulunduğu Passage Oriental’in satışa çıkması, hem diğer mağazalar, hem de Markiz için sonun başlangıcı olmuş. İlk başta bir oto-yedek parçacıya satılan yapı; mimarların, hukukçuların, tarihçilerin ve halka mâl olan sanatçıların çabalarıyla, 1977 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından korumaya alınmış. 

1990 senesinde Aksoy grubu tarafından satın alınan yapı restore edilerek***, 2003 senesinde tekrar hizmete açılmış ve pasajın iç kısımlarındaki düzenlemelerle birlikte Mavi Jeans, Stefanel, L’Occitane gibi mağazalar burada kendilerine yer bulmuş. Ön cephedeki mağaza ise kısa bir süre Markiz Pastanesi adıyla hizmete devam etmiş, daha sonrasında Robert’s Coffee adında kurumsal bir firmaya geçmiş. Aradan geçen birkaç seneden sonra ise, çoğumuzun bildiği Yemek Kulübü olarak çıktı karşımıza; vitrininde dijital bir panoyla. Ayrıca cadde kotunun altında 4 bodrum katı bulunan yapının, yaklaşık 360 metrekarelik -1. katı da elektronik mağazası Darty’e kiralandı. Ardından kısa bir süre sonra, Beyoğlu’ndaki birçok yapı gibi; bir meçhule sürüklenerek, ne olacağı bilinmeden zincir vuruldu kapısına.

Tam şu noktada şunları da eklemek gerek sanırım, her bir yanda mantar gibi türeyen avm’lere tıkılarak, tarihe tanıklık etmiş yapılarımızı çürümeye terk ediyoruz. Belki de sıklıkla önünden geçip gittiğimiz Passage Oriental, Beyoğlu’nun en yaşlı sakinlerinden biri olarak, kaderine terk edilmiş durumda. Bilinenin aksine sadece İstiklal Caddesi’ne bakan 10,3 metrelik bir cepheden ibaret olmayan yapı, Asmalımescit Caddesi’in büyük bir bölümünü kaplayan yaklaşık 30 metrelik cephesiyle de her gün İstanbul tarihine tanıklık etmeye devam ediyor. Passage Oriental bu yapılardan sadece biri, yaşanmışlığının farkına varmamızı bekleyen onlarca yapı bekliyor bizleri. İçlerinde yaşam olmayan bu yapılar, kendileri de yaşayamıyor bir süre sonra. Hepsinin, Narmanlı Han gibi birer kremalı pastaya dönüşmeden korunabilmeleri dileğiyle.

Ece ARMAN
Restoratör & Mimarlık Öğrencisi




* Lebon Pastanesi’nin Eduard Lebon tarafından Passage Oriental No. 434’e (Grand rue de Pera’da; Passage Oriental giriş cephesi No.’su. Cadde, İstiklal Caddesi adını aldıktan sonra No. 362 olarak geçer) açılmadan önce, ebeveynleri Louis ve Caroline Lebon ve ortakları Charles Bourdon tarafından yine Passage Oriental No. 432’de, “Confiserie et Patisserie de St. Petersbourg” adıyla akşam yemekleri verilen, çikolata ve pastasıyla da iddialı, ayrıca balo ve partilere uygun içkili bir mekan açtığı söylenir. Ardından bu ortakların birlikte giriş cephesindeki dükkan olan No. 434’e taşındığı, sonrasında da Eduard Lebon’un ebeveynlerinin vefat etmesinden kısa süre sonra ortaklığın bozulmasıyla birlikte, Charles Bourdon’un tekrar pasajın içindeki No. 432’deki dükkana döndüğü; Eduard Lebon’un ise No. 434’te sadece “Lebon Pastanesi” adıyla bir işletme kurduğu düşünülmektedir.

İlk görselde Lebon ve Bourdon ortaklığının No.434'te olduğu, ikinci görselde ise sadece Lebon adının No.434'te olduğu görülmektedir.

**Bazı kaynaklara göre, fayans panoların, Lebon Pastanesi buraya taşındıktan sonra getirtildiği söylenir.

*** Yapının dış cephesi ve giriş mekanları korunmuş olsa da, Yemek Kulübü’nün faaliyet gösterdiği sıralarda, mekanın 1.katında duvara asılan televizyonlar, kablo kanalları gibi muhdes elemanlar mevcuttu. Pasajın iç mekan restorasyonuna dair bilgi edinilemese de, internetten edinilen fotoğraflarla az da olsa fikir sahibi olunabiliyor; fakat eski döneme dair fotoğraflar bulunamadığından kıyaslama yapılamıyor.

Yemek Kulübü 1.kat restore edilmiş kısım
Passage Oriental, Aksoy Grubu'na devredildikten sonraki restorasyon çalışması

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder