25 Temmuz 2015 Cumartesi

Yönetmenler Mimar Olsaydı: Stanley Kubrick in Mekan Kurgusu

Bugün, Stanley Kubrick in 87. doğum günü. Yaşasaydı, hiç şüphesiz üretimden vazgeçmeden her seferinde kendini aşmaya devam edecekti. Sinemaya, rönesans sanat teknikleri dahil çok önemli katkılarda bulundu. Daha çocukken eline aldığı sinematograf ileride onun en büyük yeteneğinin aracı olacaktı. Onun doğum günü şerefine, bugün "Yönetmenler Mimar Olsaydı" yazı dizimizin ikinci incelemesini yapıyoruz; ya Stanley Kubrick mimar olsaydı?

Kubrick, derin bir entelektüel okuma geçmişine sahip olduğundan dolayı, doğrudan bir sınıflandırmaya maruz kalmıyor. Filmlerinin çoğunluğunda modernist ve freudyan kurguları görsekte, 2001: A Space Odyssey (1968) filminin meşhur sahnelerinde Barok dönem iç mekanlara da rastlıyoruz. O zaman sırasıyla inceleyelim;

1. Tim Burton
2. Stanley Kubrick


Stanley Kubrick, filmlerinde mekan kurgusuna özellikle dikkat eden yönetmenlerden birisi. Hatta filmlerinde ki iç kurgular, tablolar gibi en ince ayrıntılara kadar; tefrişlerin konumu ve orantıları gibi kılı kırk yaran bir tekniği var. Mükemmeliyetçi huyu; mekanlar ile bahsedilenlerin arasında kuvvetli bir bağ kurmakla kalmıyor; gösterilenin anlamını da derinleştiriyor. David Lychn in söylediği gibi; "bir film birden fazla anlama" gelir düsturunu, mimari öğeleriyle kuvvetlendiriyor.

Bu postere ilham kaynağı olan yapı için doğrudan tek bir filmden etkilenmese de, unsurların bir çoğu tek bir filmden alıntı. Federico Babina için birden fazla filmden esinlenerek oluşturmuş diyebiliriz. Öncelikli olarak mekandaki dairesel kabin öğesi,  filminin meşhur yapay zekası HAL un analojist bir yaklaşımıdır;

2001: A Space Odyssey, HAL perspektif
2001: A Space Odyssey, HAL ön görünüş
Bu en bariz olan öğedir. Diğer bir örnek ise, yapının sağ tarafında kalan siyah kütle. Bu da muhtemelen gene aynı filmden alınmış bir nesne olan monolithtir;

Monolith, kesme siyah taş
Son olarak, gene aynı filmden alınmış bir diğer detay ise, yapının üstüne oturduğu set. Buradaki simetrik sayılabilecek olan desen ise, Kubrick in meşhur açısı olan tek nokta perspektifini ustaca kullandığı sahneden alınmıştır;

Tek nokta perspektifi tünel alanlarında sert hissedilir
Bunlar tabi ki, doğrudan filmlere selam açan unsurlar. Yapının formu ise, Kubrick in modernist mekan kurgularından esinlenilmiştir, neredeyse her filminde bir çeşit distopya örneği gibi mekanlar fazlasıyla modernistlik ile fütüristlik arasında gider gelir. Tabi buna ek olarak da simetri her zaman yerini korur;

A Clockwork Orange, mobilyalar modernist tasarlanmış
A Clockwork Orange, iç kurgularda pop-art yaklaşım görüyoruz
A Clockwork Orange, asal formlarda bozulmalar mevcut
2001: A Space Odyssey den iç mekan kurgusu
Fakat sadece bununla kalmaz, 2001: A Space Odyssey in içerisinde bir "evrimleşme" söz konusudur. Modernizme olan güvenin sarsılmasıyla alakalı bir biçimde, final sahneler Barok dönemden seçilmiştir;

2001: A Space Odyssey, Barok iç tasarım
2001: A Space Odyssey, iç mekandaki simetri
Aslında Kubrick, gerçekten mimar olsabilirdi, çünkü bu mekanın planını Archinect çıkartmış ve şuna ulaşılmış;

Göründüğü gibi gayet kullanışlı. Bununla birlikte, Kubrick in rönesans okumalarından bahsetmiştik. Eyes Wide Shut filminde, bol bol İngilte rönesans mimarisinin ikinci kısmı olan Jacobean stilini görürüz;

Eyes Wide Shut, Mentmore Towers
Eyes Wide Shut, yatak odasından iç kurgu
Kubrick de, asal kırılmalardan bahsetmiştik, Dr. Strangelove un kriz odasının yapısı da şu şekildedir;

Dr. Strangelove
Son olarak Kubrick in simetri takıntısından bahsetmiştik, Kubrick, The Shining i çekebilmek adına oteli neredeyse baştan yaptırmıştır;

The Shining, harika bir iç mekan simetrisi
The Shining, halı unsuru bile düşünülmüş
The Shining, tamamen bizim komplo teorimiz; simetriyi bozmamak adına ikizleri kullanıyor!
Yarattığı desenler o kadar ince örülmüş ki, gelecek sahnelerin habercisi aslında
Görüldüğü üzere Kubrick, sinemasında mimariyi oldukça etkili kullanan bir yönetmen. Oluşturmak istediği atmosfere yönelik kullandığı akımlar ve ek unsurlar izleyiciye simematografik açıdan ayrı bir zevk veriyor. Doğum gününü tekrar kutluyoruz!

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Yönetmenler Mimar Olsaydı: Tim Burton ın Mekan Kurgusu


Elbet ki gösterime dayalı bir sanatla uğraşıyorsanız, işin ucu bir noktada mimariye dayanmakta. Çünkü "mekansal" ilişkiler, sadece evlerimiz, apartmanlarımız, plazalarımızdan ibaret değil. Kaldırım - cadde, ahşap parke - seramik ve hatta beton - çim alan gibi; farklı yapı ürünleri, renkler, bölücüler ile mekanlar yaratılabilir. Tabi ki, sinema gibi hayatı işleyen bir disiplinde, doğrudan mimari tasarımlar da etkili olacaktır.

Kendi üsluplarını yaratmış tüm yönetmenler; kullandıkları mekanlar, mekanlara ait mimari desenler, işledikleri ve ait oldukları dönemlere dair göstergeler kullanırlar. Grotesk filmlerin usta yönetmeni Tim Burton, gotik yapıların sıradışı formları ile "gecekondu" tarzı kagir yapıların "düzensizliğini" filmlerinin atmosferini sağlamak adına kullanır. Ya da Tarkovski, Sovyet modernist ve konstrüktivist mimari akımlarını başarıyla yansıtır.

İşte tüm bu farklıkları İtalyan grafik sanatçısı Federico Babina başarıyla illüstrate etmiş. Biz ise, "nedenleriyle birlikte", yönetmenlerin kendine ait yarattıkları mekanları sırasıyla inceleyeceğiz. Bu yazımızda, Tim Burton ın evrenindeki, "garip" mimarinin eserlerine bakalım.

1. Tim Burton



Tim Burton, sıradaşı filmleri ile dikkat çeken, kendi üslubunu ve espri anlayışını başarıyla gerçekleştirmiş bir yönetmen. Grotesk güldürüsüyle, modern insanlığın "değerlerini" yitirmesi üzerine eleştirilerini, mekanlarındaki "çarpıklık" ve "sivrilik" ile kuvvetlendirir. Filmlerinde, baskın olan gotik atmosferi, iki mimari tarz ile yansıtır; Gotik mimari ve gecekondu yapılar. Bu posterde ise, esinlenilen film büyük oranda "Charlie Chocolate Factory" isimli filminde Charlie karakterinin gecekondusudur;


Aslında asal formu uğrattığı dekonstrüktivist davranış, post-modern bir yaklaşım sayılabilir. Bununla beraber, diğer filmlerinde kullandığı mekanlara şöyle bir göz atabiliriz;

Edward Scissorhands
Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street, mekandaki dezenformasyon, kare asal formunu bozuyor
Alice in Wonderland, Mad Hatter ın evi gecekondu tarzı "güvensiz"
Big Fish

Görüldüğü üzere, postere ilham kaynağı olan yığma yapılar bunlar. Bununla beraber, renk kullanımları; karakterlerin ruh halleri, makyajlar ve müzikler ise Tim Burton, gotik mimarinin "sivri görkemini ve abartısını" kullanmaktan geri kalmaz. Gotik mimarinin en başarılı örnekleri Paris te olan bu akım, grotesk öğelerini bünyesinde bulundur. Abartılı ve şaşalı yüksek kubbeler, mümkün mertebe sivriltilmiş olan kemerler, bol kullanılmış vitray unsurları ve oldukça kütleli cepheler. Temelde amaç tanrının yüceliğini vurgulamak istese de, kimilerince "garip" karşılanabilecek kendine has bir "karanlık" sergiler. 

Dark Shadows filminden bir gotik iç mekan kurgusu
Dark Shadows
Edward Scissorhands
Alice in Wonderland

Yukarıda örnekleri olduğu gibi, Burton; mekanlarda formları dezenformasyona uğratmayı daha çok kullanmakta;

Beetlejuice filminden bir iç mekan
Batman, Şehir mimarisi de aynı oranda çarpıktır
Beetlejuice, mekanların iç kurgusu da karmaşıktır

Tim Burton ın, karakterlerindeki yalnızlık unsurlarını da bu karanlık atmosfer içerisinde daha kuvvetli hissederiz. Çünkü mekanlar, aynı zamanda bizi psikolojik olarak da etkilemekte. Karmaşık ve dengesiz unsurları barındıran yapılarda daha "tehlikede" hissederiz, standart bir insan boyu ölçüt alınmadığında "yalnız ve küçük" hissederiz veyahut fazla dar olduğunda da "sıkışmış" hissederiz. Tim Burton da yarattığı garip karakterleri, sığınacakları ve onları "yargılamayacak" olan mekanlara yerleştiriyor. Aslında izlediğimiz tüm karakterler, mekanlarına ait olanlar; onları yadırgayarak, mekanlarına tacizde bulunan ise bizleriz.

Sonuçta, "evim evim güzel evim!"

19 Temmuz 2015 Pazar

Sanatta Tek Nokta Perspektifi: Rönesans Tablolarından Kubrick in Sinemasına

Tek nokta perspektifi, nam-ı diğer tek kaçışlı perspektif aslında mimari kökenli bir anlatımdır. Biçimsel olarak gerçekleştirilen çizimlerde, objeler ufuk noktasına doğru boyut kazandığından dolayı, derinlik oluşur. Tek nokta olmasından dolayı bütün yapı, sonunda merkez derinlikte buluşur. Aslına bakarsanız, bu teknik çoğunlukla iç mekan perspektif çizimlerinde kullanılır; detaylar ve derinlik hissini kuvvetlendirir. Bununla beraber, bir çizim yöntemi olduğu için resimlerde de kullanımına rastlarız.

Elbet ki sayısız örneği olmasının yanı sıra, eğer sanatsal açıdan başarılı yorumlarını göz önünde bulundurursak, 15. yy dan başlayabiliriz. İlk tanımını Filippo Brunelleschi isimli rönesans mimarı yaptıktan sonra, dönemin ressamları tarafından başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Tek kaçışlı perspektif, eğer simetrik öğelerle birlikte kullanılırsa, vektörel bir desen oluşturur. Bu noktada; sinema ve simetri söz konusuysa Stanley Kubrick e bir göz atmamız gerekir.

Aslında üsluplarını oluşturmuş tüm yönetmenlerin kendine has bir açısı vardır; Tarantino nun alttan çekimi, Anderson ın üstten çekimi ve tabi ki Kubrick in tek nokta perspektifi. Öncelikle tablolara göz atalım, peşinden de Kubrick in açısını görelim;

 Masolino da Panicale, 1425
Pieter Neefs the Elder, 1630
Diego de Siloé, 16. yy n ikinci yarısı
Jacques Rousseau, 1674
François Boucher, 1740
Jean François de Troy, 1825
Francois Pascal Simon Gérard, 1814
S. T. GILL, 1851
Mary Cassatt, 1878
Edgar Degas, 1892
Tablolardan rahatça anlaşılacağı üzere, tek nokta atışı mekansal düzlemlerde derinlik algısının kuvvetli bir biçimde hissedilmesini sağlıyor. Aynı zamanda simetrik yüzeyler üzerinde tekrar eden desenler göze daha hoş görünmesine neden oluyor. Mimari / mekansal bu teknik, Kubrick in sinemasına da gene aynı şekilde yansıyor; simetrik oluşturulmuş ve genellikle "koridorvari" ortamlarda gerçekleşen olaylar, "tedirginlik" hissini beraberinde getiriyor. İşte Kubrick in açısı;


Nerede O Eski Bayramlar: Osmanlı Minyatürleri

Her ne kadar artık fazlasıyla klişeleşmiş bir ifade olsa da, hepimiz nostaljinin etkisiyle kendimize sorarız: nerede o eski bayramlar? Sorusu kadar cevabı da karışıktır; kimileri hiçbir şeyin değişmediğini, kimileri ise bugün bayram diye bir şey kalmadığından yakınır. Eğer yeteri kadar geriye gidebilirsek, Osmanlı İmparatorluğu zamanında bayramların nasıl kutlandığına dair bir takım görsel belgelere ulaşabiliriz: Osmanlı minyatür sanatı. Nakkaşhanelerde üretilen bu sanat eserleri, döneme ışık tutmak adına oldukça önemlidir.

Minyatürler, doğrudan Osmanlı ile ilişkilendirilemez tabi ki. Özellikle İslam coğrafyasında etkili olan bu sanatı diğer pek çok toplum da üretmiştir. Osmanlı da 18. yy a kadar kuvvetli etkisi bulunan minyatür sanatı, kendi içinde önemli sanatçılar da yaratmıştır; Levni, Nakkaş Osman, Makratçı Nasuh vb. İşte minyatürlerle, o eski bayramlar;

Mimarlar Loncası bayramda tören alanından geçerken
Kurban bayramı minyatürü
Son gün dağıtılan iftariye
Ekmekçi loncasının bayramda tören alanından geçişi
Ulema ve öğrencilerin geçişi
Her ne kadar minyatür olmasa da, bayramda devletin üst kademesinin toplanmasını gösteren bir tasvir

17 Temmuz 2015 Cuma

Pop Kültürünün Eğlenceli Yılları: Diskolar

Türkiye de, 90 larda genç olmuş herkesin ortak anısında bir diskotek elbet ki bulunur. Bununla beraber, sancılı bir pop üretimi geçiren Türk pop piyasası, 2000 lere kadar eski tarz, "disko" ları yaşattı. Tabi ki dönemin kültleşen "Çılgın Bediş" gibi televizyon dizilerinin, kökeni 70 ler olan bu kültürü 2000 lerde dahi yaşatmasının etkisi büyüktür.

1960 larda tartışmasız şekilde hakim olan Rock kültürü; Brian Jones, Jim Morrison, Janis Joplin, Jimi Hendrix gibi dönemin "babalarının" ölümü ile büyük bir zarar gördü. Bununla beraber, The Beatles ın dağılması, Elvis Presley in ani ölümü, Lynyrd Skynyrd üyelerini kaybetmesi daha büyük yaralar aldı. Tabi ki Rock ın kendi içerisinde geçirdiği müzikal evrimler onu kendi ruhundan ileriye götürmüştür. Bununla beraber varolan imaj ise zarar görmüş; bir başka kültürün ortaya çıkmasını tetiklemiştir: Pop.

Studio 54
1962 de Campbell's Soup Cans ile Pop sanatını başlatan Andy Warhol un, sanatsal akımlardaki sıradaşı endüstriyel kökenli devrimi müziğe de yansıdı; abartılı ritimler ile donatılmış; funk, soul ile saykedelik kültürden esinlenen Pop müzik. Mekanlarda da değimler varoldu; dans pistleri oluşturulmaya, varolan dans pistlerinin "yalıtımına son vererek" kulübün geneline dağılması sağlandı. New York da açılan pop un kutsal toprağı sayılabilecek olan Studio 54 de ilk defa disko topuyla pop atmosferi oluşturulmuştur.

Alice Cooper, Kiss, Aerosmith, The Ramones, Bruce Springsteen gibi grupların dönemindeki Amerika özellikle New York kulüpleri, Avrupa yı da etkiledi. İtalya, Almanya, Rusya ve Polonya bu akımın etkisi altına girdi. Gazeteci Olga Drenda şu sözleri söylemiştir;

“Biri, bir gün şöyle isabetli bir saptamada bulunmuştu; disko aynı anda hem dans edip hem de ağlayabilmektir. Disko ortaya çıkmadan önce, ‘dans müziği’ denen bir tür vardı. Bu, insanların dans edebildiği bir çeşit konser müziğiydi. O zamanlarda, Polonya’da Happy End grubu ve Zbigniew Wodecki’nin şarkısı Chałupy / Welcome to’yu hatırlıyorum. 70’li ve 80’li yıllardaki Polonya diskosunu düşündüğümde, hafif züppece bir hal almış Eurovision müzik türünü, caz ve Funk’ı harmanlayan sesler aklıma geliyor. Madalyonun diğer yüzü ise, dans pistinde ağlama ihtiyacı idi; Polonyalılar bunu Italo Disco ve ardından Almanya’nın hafif melankolik hitleri (özellikle Dieter Bohlen ve takipçilerinin müzikleri) sayesinde oldukça rahat yapabiliyordu. Disco Polo, bu akımlar doğrultusunda ortaya çıktı--minör sintisayzır ölçülerine yerleştirilmiş dans müziği." 

Pop ise ilk resmi başarılarını Abba ile ele geçirdi. İsveç kökenli grup, Amerika ve Avrupa listelerini altüst etmiş, bununla beraber Eurovision da "waterloo" isimli parçasıyla da başarısını kanıtlamıştır.

60 lara kadar görülen müzikal evrim, genellikle bir noktadan başladıktan sonra tek yollu olmuştur; Rock. Aynı türün farklı varyasyonları sayılabilecek olan türler, müzikal teknikleri açından da birbirine çok benzerdir. Rock ın çatırmasıyla, büyük değişimler geçiren müzik dünyası sadece popu yaratmadı; Queen grubu kuruldu ve çok farklı bir tarz yakalandı, heavy metal kendini göstermeye başladı; Black Sabbath, Deep Purple, Motörhead, Judas Priest, Led Zeppelin fakat aynı zaman da popun babalarından Elton John un etkin olması, 70 lerin skalasının ne kadar geniş olduğunu da kanıtlar nitelikte. 

Farrah Fawcett
Fakat satışlara bakarsak, Saturday Night Fever filminin aynı isimli soundtrack ini yapan Bee Gees in ancak 83 de Michael Jackson ın kıracağı en çok satan albüm rekorunu yakalaması da büyük bir başarıydı. Film o kadar etkili olmuştur ki, modaya da ilham vermiştir; platform ayakkabılar, bol paça pantolonlar, tek parça mayolar, büyük yaka ceket ve gömlekler, dünyada oldukça popülerdi.

Teknolojideki gelişmelerle birlikte, kasetçalarların artık taşınabilir boyutlara inmesi,diskoteklerin giderek daha fazla seyyarlaşmasını sağladı. Birkaç kişi bir araya gelip, canlı olmasına gerek duyulmayan müzikleriyle eğlenebiliyordu. Birçoğumuz bilinç altına işleyen diskotek görütüsü de böyle doğdu; ateşe verilmiş varillerin etrafında dans etmek. Popun öngördüğü kültürün ana niteklerini taşıyordu; seri üretilebilir olması, tüketilebilir bir şekilde icra edilmesi ve portatif nitelik taşıması.

Günümüzde disko etkisini yitirse de, başka türlere evrildi; elektro dans, punk ve tekno müzik. "Disko" özelinde house olarak değişti. House, tekno ve trance ise bugün varolan türlerdir.