10 Şubat 2016 Çarşamba

Geleneksel olmayan bir aşk hikayesi: The Lobster


The Lobster 'An unconventional Love Story'

The Lobster(Istakoz)
Yönetmen. Yorgos Lanthimos
Yapım. 2015 Yunanistan-İngiltere

 ‘’Yalnızsanız henüz bir çift olmadıysanız sadece 45 gününüz var. Bu süre içerisinde avlayacağınız her yalnız insan size ekstra bir gün kazandıracak. Eğer size verilen süre içerisinde hala kendinize bir eş bulamadıysanız hayatınızın geri kalanını bir hayvan olarak geçirmek zorundasınız.’’

  Yorgos Lanthimos'un modern dünyanın 'sürekli saçmalık'larını kendine özgü bir anlatım dili ile ele aldığı 'The Lobster' son yılların en farklı ve özgün işlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Lanthimos, modern dünyanın bir zorunluluğu haline gelen çift olma baskısını çarpıcı bir dille eleştirdiği özgün yapımının anlatım dili de bildiğimiz sinema anlatımlarından epey farklı. Lanthimos'un ilk yabancı dilde çektiği filmi olan The Lobster, Cannes'dan jüri özel ödülü ile ayrılmıştı. Aynı zamanda ünlü isimlerden oluşan oyuncu kadrosunun filmin bu kadar ses getirmesinde de etkili olduğunu söyleyebiliriz.

  Genel olarak filmden bir distopya olarak bahsedildiğini görsekte aslında yönetmenin anlatmaya çalıştığı evren, yaşadığımız dünyanın toplum tarafından zorunluluk halini almış gerekliliklerinin absürd metaforlar ile vücut bulmuş hali. The Lobster için tam olarak bir sınıflandırma yapmak anlatım ve konunun özgünlüğü açısından net bir tür belirleyemesekte filmi özetle bir modern toplum eleştirisi olarak anlamlandırabiliriz.

   Afişinde de söylendiği gibi ‘’geleneksel olmayan bir aşk hikayesi'’ nin iki saat yedi dakika boyunca distopik(!) bir evrendeki hikayesine tanık oluyoruz. Lanthimos'un önceki filmlerinde kurgu kısmında özellikle Lynodotas'taki eksikliği fark etmiş olacak ki iki saat boyunca boyunca filmin miyop kadınımız bize dış ses olarak eşlik ediyor.

   Colin Farell'ın canlandırdığı David karakterinin bir şekilde yalnız kalması nedeniyle yalnızların çift olmasını sağlamak amacıyla hizmet veren bir otele kayıt yaptırmasıyla distopik evrenin kapılarını aralamaya başlıyoruz. Filmin her sahnesinde yaşadığımız evrene bir eleştri görmek mümkün. David'in eş bulma zorunluluğu ile başvurduğu otel sekanslarının başlangıçında resepsiyonist kadınla olan diyologlarda distopik evrenin keskin ve net bir şekilde karar verme zorunluluğunun etkin olduğunu hissetmek mümkün. Kayıt sırasında David'in 44.5 numara ayakkabı bulamaması ya da biseksüel tercihinin kabul edilmemesi net olarak belirlenen seçeneneklerden birini seçmek zorunda bırakılması içinde yaşadığımız modern dünya için çok çarpıcı ve ciddi göndermeler içeriyor. Hiçbir ara rengin kabul görmediği distopik evrende herkes net bir seçim yapmaya zorlanıyor.

   Filmin ilerleyen sahnelerinde ilginç göndermeler mevcut. Otelde yaşayan yalnızların çift olmak zorunda kalabilmeleri için yalnızlara mastürbasyon yapmaları yasaklanmış hatta çok ağır cezalar ile karşılaşabiliyorlar. (Ör. El parmaklarınızın ekmek kızartma makinesine sokulması gibi). Diğer bir taraftan çift olmanın ön koşulunun eşlerdeki ortak bir özellik olması gerekliliği de otelde yaşayanlar için en önemli meselelerden biri. Bu durumun sağlanması için eşlerden bir taraf, genellikle diğer bir tarafa ruh ikizinin doğru bir ideal eş olduğuna inandırmak için birbirlerine rol yapıyor.

  Tabi bu kadar ağır şartlara ve baskıya dayanamayan bazı yalnızlar, oteldeki hayata muhalif olanların yanına kaçıp onlara katılarak hayatlarını  kurtarabiliyor. Ancak burada da bir gariplik var. Hatta bu gariplik, günümüzdeki her fikre karşı anlamsız yere karşı çıkan, bayağılaşan kemik hale gelmiş muhalif kesimlerin hareketleri üzerinden çok rahat bir şekilde okunabilir.

David ve köpeğe dönüştürülmüş abisi
  Muhaliflerin kuralları oteldekilerden epey farklı. Muhaliflerde en az otorite kadar kendi içinde gaddar ve kesin kararlara sahip. Yalnız yaşamanın özgürce konuşmanın gezmenin serbest olduğu bu grupta herhangi biriyle flört ya da cinsel ilişki yasaklanmış ama kendi kendilerini tatmin etmeleri serbest. Dans etmekte serbestler ama tek başlarına ayrıca sadece elektronik müzik ile dans edebilirler. Filmin belkide en etkileyici planı muhaliflerin kendi aralarındaki ayini andıran dansları olabilir.

  Tabii ki her distopya da olduğu gibi bazı devrim planları var. Muhalif gruplar otele saldırarak özellikle çiftleri seçerek onların baskı ve korku yüzünden kurmuş oldukları ilişkilerinin gerçek bir sevgiden ibaret olmadığını birbirlerine itiraf etmelerini sağlamaya çalışıyor. Tüm bu yaşananlar içerisinde muhalif gruplar arasında yer alan David ve miyop kızımız arasında doğan bir aşk hikayesi ise bizi, yine içerisinde bulundukları toplumun zorunluluklarına yenik düşecek bir duruma getirip filmi neredeyse tekrar başa saracak bir sona götürüyor.